26 Aralık 2007 Çarşamba

GELEN YENİ YIL




Yeni yıl dayandı kapıya.Bir yılı daha bitirdik,bir nefes daha azaldı ömür,bir yıl daha yaşlandık,bir yıl daha yaklaştık...

Adı:yeni yıl. 2007 ve öncesinin yenisi.2008 ve sonrasının ise eski yılı.Yani her yeni yıl aslında eski yıl olmaya aday.Vakti zamanı gelince de eski yıl oluyor.
Sevinmek! ne için?neden? sorularını beraberinde getiriyor.Üzülmek daha mantıklı,daha gerçekçi.
Ben ikinci gruptanım.Zaten birinci grubu hiç anlayamadım hala da anlamış değilim.

Daha az kanlı bir dünya,daha az savaşsız bir dünya,daha az yaşanılabilir bir dünya...ve yaşanılası hayırlı zamanlar.Bütün temennim bu.

Hiç savaşşsız bir dünya,hiç kansız bir dünya,çok yaşanılır bir dünya.Bu da olması mümkün olmayan Teorik Temennim.Evet ilk defa duyulan bir tabir herhalde bu.
Hepinize iyi teorik temenniler...

Yeni Gelen Yıl
geçip giden zaman , yaşıma bir yaş daha katıyor,
aklım öne baksa da,gönlüm geçmişe kayıyor.

takvimin yaprağıdır,ortalığa dökülen,
geçmiş uğruna ,bir damla yaştır gözden süzülen.

yeni yıl mı gelen? geçen sadece zaman mı?
bitip tükenen ömre, bana kalan ağlamak mı?


İsmail HAŞİMOĞLU-2003

25 Aralık 2007 Salı

HIRSIZLAR VE EŞEK (LAFONTE'DEN)

İki hırsız, çaldıkları bir eşek yüzünden kavga etmeye başlamışlar. Hırsızlardan biri satalım, diyor­muş; öteki ise satmamakta direniyormuş. Sonunda kavgaya tutuşmuşlar, Başlamışlar yumruk yumruğa kavga etmeye...
Onlar sille tokat kavga ededursun, bir üçüncü hırsız gelmiş eşeği çekip götürmüş.
Eşek, bazen bir ülkedir. Hırsızlar ise krallar.O kadar savaşırlar, uğraş verirler; fakat aldıkları hiçbir ülke kendilerine kalmaz.Onlar savaşadursun, hatta üçü de savaşsın; bir dördüncü hırsız çıkar, üçünün de canına okur.
Yapılacak en güzel şey uzlaşmaktır. İnsanlığa faydalı olan en güzel şey ne ise onu yapmaktır.
Ne diyelim,anlayana...

12 Aralık 2007 Çarşamba

MODERN DÜNYA

Modern dünya.Uçsuz bucaksız göğe açılan devasa gökdelenler.Hayatı hapseden klavye tuşlarıyla dünyayı birbirine bağlayan anlamlı,anlamsız yazılar,çizgiler...
Umutların binalar arasında sıkıştığı,ağlayan gözlerin gözükmediği,ağlamaya bile fırsatın olmadığı garip dünya.
Bir tutam filizin,öz kaynağına ulaşmak için gösterdiği çaba.
Ruhun derinliklerinde ,toprağa yeni düşen yağmurun koku hasreti...
Ruhun derinliklerinde,kendini arama,öze dönme hasreti...
Şehirler artık mezar,mezarlar artık şehir...


ARKADAŞ-DOST AYRIMI

Arkadaş,hayat düzleminde olayların içersindeki bireylerle bir takım olayları paylaşma sonucunda ortaya çıkar.Süreklilik arkadaş için bir koşuldur.Her dairenin ortak noktalardaki kesişme aralığı yeni bir arkadaşlığa gebedir.Kaçınılmaz sonuç;beraber bulunduğunuz kişilerle ya arkadaş olmak zorundasınız,ya da düşman.Orta noktası yok mudur? derseniz,cevap olarak derim ki;elbette vardır.Bunun sosyal boyutundaki ismi ise asosyal kişilik olarak kendini gösterir.Arkadaşlığın bir adım ötesi ise dostluktur.Her arkadaş dost değil,her dost bir arkadaştır.Arkadaşlık;düzlemi ve zamanı kaybettiğinde sıradanlaşır,dostluk ise düzleme ve zamana bağlı değildir.

Arkadaş evinize geldiğinde,ıkına sıkına yemeğe oturur.Aç olsa bile üç,beş lokma alır,doymadan kalkar.
Dost evinize gelir.Karnın aç mı? diye sormadan,dostunuz mutfaktaki buzdolabını ulaşmıştır bile.
Artık karar sizin.Kim sizinle dost,kim sizinle arkadaş.Bu ölçeğe koyduğunuz zaman dostunuzu,arkadaşınızı sınıflandırabilirsiniz.
Arkadaşlıkların dostluklara dönüşmesi dileğiyle...

8 Aralık 2007 Cumartesi

GÖLGE ve AYNA

Gölge,gerçek değil.Ayna da.Ayna daha gerçekçi.Işık ve düzlem,gölgenin oyuncakları.İstediği gibi oynar gölge.Yani biraz kaypak.Ayna mı?o daha asil,daha inandırıcı,daha gerçek.
O yüzden gölgelerden korkulur,o yüzden ürker insan.Gölgenin varlığında aydınlığa yer yok.Karanlık hüküm sürerken çıkar aniden.
Ayna ise aydınlığa muhtaç.Daha belirgin,daha inandırıcı olması da bundan.
Gölgelere hiç güvenemedim.Nasıl? Ne şekilde?Ne biçimde ortaya çıkacağını bilemediğimden herhalde.
Ayna öyle mi? hayat kadar gerçek,hayat kadar anlamlı.Bir değişik ifadeyle hayatın zaman çizelgesi...




Aynalar
Ne zaman aynalara baksam
Giydiğim tüm renkler siyahtır
Ben bu muyum?diye haykırsam
Yüzümde çizgiler cevaptır

Ne zaman aynalara baksam
Taradığım saçlar beyazdır
Ben bu muyum?diye sıçrasam
Elimdeki şahit taraktır

Ne zaman aynalara baksam
Sakallı suratım sarıdır
Ben bu muyum?diye fırlasam
Aynalar anlamaz boşadır

Ne zaman aynalara baksam
Ben ben değil,sanki başkası
Her baktığımda aynı kalsam
Değil buna aynalar razı

Ne zaman aynalara baksam
Aynı göster diye yalvarsam
Şiddetli azar işitirim
Haklıdır aynalar bilirim

İsmail HAŞİMOĞLU-1998



28 Kasım 2007 Çarşamba

VİCDAN-ŞEYTAN İKİLEMİ

Karanlığı aydınlıkla anlarsınız.Siyahı beyazla,kalını inceyle,güzeli çirkinle.Sadece bir şeyi zıdsız da anlamak mümkün.İyilikleri,bir başka ifadeyle kötülükleri.
Akıl,irade,vicdan...Beyin cenderesine oturtulmuş üç olgu.Hatta şeytanı ilave edip bu olguyu dörde çıkarmak mümkün.
Akıl;Olayı inceler,
İrade;Karar verme mekanizmasını çalıştırır,
Vicdan;İyiliğin sembolü,
Şeytan;Kötülüğün sembolü.Birde bunlara ilaveten zamana ve mekana göre değişen bir kavramı da koyabilirsiniz.O da zeka.
Çok şanslıyız ki vicdan sahibiyiz.Bir olay karşısında kafamızı yastığa koyduğumuzda(ya da koymadan) iyi mi yaptık?kötü mü yaptık? sorusuna direk cevap verebiliyor.Ki bu cevabı da yan sokaklara dalmadan alabiliyoruz.

20 Kasım 2007 Salı

NORVEÇ-TÜRKİYE MAÇI ve ASLAN-TİLKİ HİKAYESİ

Futbolda teknik mi? fizik gücü mü kazanır? Norveç-Türkiye maçı bu sorular altında başlamıştı.
Güç;sahip olunan bir kuvvet göstergesi,teknik;güçlüye karşı onu alt edebilmek için beceri gösterebilme gayreti.
Hangisi kazandı? sorusuna gelince.

Aslan ve Tilki hikayesini bilirsiniz.Hayvanlar anlaşır,Aslan'ın önüne hergün bir hayvan yanına gider yem olmak için.Ta ki sıra tilkiye gelir.Malum ay ışığı ve su kuyusu.Aslan kendine rakip çıktı zannıyla atlar kuyuya.Zafer güçsüzün,zekanın olmuştur.Aslan'ın kuyuya düşmeden önce yem olanlara bakıldığında ve Aslan'ın bir tane olmadığı düşünüldüğünde zafer Aslan'ın yanında gibi.Sonuçta Aslan Aslandır.
Kim kazandı? sizce.Aslan mı? Tilki mi?
Bu seferlik Tilki gözüküyor.
Türkiye'nin oyun kalitesi,futbolcuları itibari ile Aslan olması daha mantıklı.Ama Norveç fizik anlamında daha güçlü.Burda bir terslik var.
Netice de Türkiye kazandı.Aslan,Tilki hikayesinden ayrı olarak.Ne mi kazandırdı bu maçı;daha fazla inanç,daha fazla azim,biraz da şans.Bence ikisi de kazandı ve ikisi de kaybetti.
Kazanma-Kaybetme x düzleminde düşünüldüğünde başı ve sonu belli değil.Kimbilir Türkiye bu kazanımla finallerde çok kötü sonuçlar alacak.Norveç kimbilir bu kaybetmeyi milat sayıp önümüzdeki yıllarda adını Avrupa ya da Dünya şampiyonu olarak yazdıracak!!!
Durum karışık gözüküyor.Bir gerçek Türkiye finallerin kapısını araladı.Finallere gidebilirse İçeride bir değil onlarca Aslan olacak ya da onlarca Tilki.
Türkiye futbol takımı kararını vermeli ya Aslan olmalı ya da Tilki.İki özelliği barındırabilmenin imkanı yok.Netice de kazanımlarla,kayıplarla hayat devam ediyor,futbol karşılaşmaları da...

12 Kasım 2007 Pazartesi

OLAYLARI FARKLI GÖREBİLMEK

Ne zaman insanlar benimle aynı fikirde olsa, hatalı olduğumu düşünürüm,der Oscar Wilde.Farklı olmak için farklı olmamak lazım.Ancak farkı görebilmek gerekir.Farkı,ayrıntıyı yakalayabilmek için 180 dereceden bakmak lazım.Bu açıyı da sabit bir nokta üzerinden yakalamak gerekli.
Neden olaylara bir başka açıdan bakma zorunluluğuna gelince,bu konuyla ilgili en az sekiz,on madde sıralanabilir.Ben sadece şunu söylemek isterim;NASIL BAKARSANIZ ÖYLE GÖRÜRSÜNÜZ.Yeterki SİZİN ADINIZA,SİZİN YERİNİZE,BAŞKALARI BAKMAMIŞ OLSUN.

9 Kasım 2007 Cuma

TÜRKİYE VE ABD,PKK,IRAK ŞEYTAN ÜÇGENİ

1990-2000'li yıllar arasında Talabani ve Barzani sürekli savaştılar.Bunları barıştıran arabuluculuk yapan ülke Türkiye idi.
Yıl 1991.Çekiç güç Türkiye tarafından onaylanır.Bu bölge Kürtler ve PKK bu sayede belli güce kavuşur.
Şu bir gerçek;ABD ve Avrupa ülkeleri her zaman Iraklı Kürtleri ve PKK’yı desteklediler.Ve desteklemeye devam ediyorlar.
Seksenli yıllardan itibaren Barzani peşmergeleri PKK'ya karşı Türk ordusunun yanında bulunmuşlardı.Sorulması gerek soru şu;Bu ne oldu da bugün değişti?Barzani bunca peşmergesini neden kaybetti?Ne için ve neden savaştı PKK'ya karşı?
Şu an bu bölgede düzenli olarak 80-100 bin son teknolojik silahlarla donatılmış peşmerge ordusu var.
PKK şu an peşmergelerden ve ABD'den destek alıyor.
Bölgede sünni gruplar öncelikle Türkiye'nin operasyonunda şiilere karşı olunmak kaydıyla Türkiye'nin yanında olacak.Aksi takdirde başta el Kaide ve sünni gruplar Türkiye'yi düşman ilan edecek.
Bölgede bulunan ve İran destekli şii gruplar Türkiye'nin sünnilere yaklaşmasından rahatsız olacak ve Türkiye'yi düşman ilan edecek.
Diğer yandan bölgede bulunan Sünni ve Şii Türkmenler her iki durumda da rahatsız olacak.
Her ne olursa olsun bu bölgede bulunan bütün Kürtler harekete geçecek.
Türkiye taraf olamamanın verdiği rahatsızlığı duyuyor.Ne demişler:"TARAF OLMAYAN BERTARAF OLUR.”
Cevaplanması çok zor çok bilinmeyenli bir denklem. Denklemi kurmak bile zor.
Dünya bu bölgede şekilleniyor.Yıllar önce makro düzeydeki planlar artık masadan kalktı.Uygulamaya sokuldu.
Sevgi,barış,kardeşlik…Lügatlerden silinme noktasında.Hele hele bu bölgede artık tamamen silindi.
Ey yeni nesil!
Bizlerin yaptığı hatalardan dolayı bizleri affedecek misiniz?

8 Kasım 2007 Perşembe

AMERİKA NAM-I DİĞER SÜPER GÜÇ

Bush'un,T.C Başbakanı karşısında duruşuna sanırım ekranlardan şahit olmuşsunuzdur.Sanki dünyayı ben yarattım havasında.Mesajlar açık.Dünya benden sorulur.Dünyayı ben yönetirim.Dünya bizim yani Amerika'nın.Sözün özü;"Ben her istediğimi yaparım."gerisi laf-ı güzaf.Bush'un sarfettiği renkli sözler bu işin tuzu biberi.
Amerika'nın desteğini almak elbet önemli.Çünkü güç şimdilik onda.Oyunu kuralına göre oynamak açısından istenen,beklenen neticeyi almak önemli.Bu işin bardağın bir kısmı.
Diğer taraftan bakıldığında;
"Kardeşim sen kimsin de ben senden izin alacağım?"diyesi geliyor insanın.Yetmedi mi her girilen,dağıtılan,demokrasi adına taş yığınları haline getirilen yerleşim yerleri...
SÜPER GÜÇ OLMANIN raconu bu olsa gerek.
Doğmak,büyümek/gelişmek ve ölmek...
Her insan için,her madde için,her ülke için...değişmez tek gerçek kural.
Süper güç bence gelişme evresini tamamlamak üzere,ondan sonrası malum...
Bu da tarih dedikleri şey.Süper güç kendini tüketiyor.Ardında engizisyon mahkemelerini,orta çağ karanlıklarını aratmayacak şekilde.
Eski kral öldü,yaşasın yeni kral!!!

7 Kasım 2007 Çarşamba

EŞEK ŞAKASI

8-0
Bu bir şaka olmalı!!!
Öyle böyle değil hemde EŞEK şakası..
Yok yok EŞEK şakası olamaz,olsa olsa bu;
EŞŞEKOĞLU EŞŞEK şakasıdır.

Ne yapalım,hayat devam ediyor.Artık Sekizin bütün Beşiktaşlılarda ayrı bir anlam ve önemi olacak,ama benim değil...




18 Ekim 2007 Perşembe

ÜÇ FARKI KONU ÜÇ FARKLI BAKIŞ

DEMOS - KRATOS
Demos-Kratos halkın iradesi.Yani anladığımız dille demokrasi.Demos;halk,grup çoğunluk.Kratos;güç,kuvvet,iktidar,irade.
Seçme,seçilme,kanun koyma.Üç sac ayağı…
Azınlık haklarının korunduğu sistem.Ya da çoğunluğun istek ve taleplerinin dikkate alındığı sistem.Ya da biraz oradan biraz buradan.
Çoğunluk isen sorun yok gibi,dolu bardak tarafı.Boşa bakarsan azınlıksın,orada problem var.Hangisi olmak daha iyi? Azınlık tarafı mı? çoğunluk tarafı mı?
Buna sen karar vermiyorsun ki zaten.O halde sorun mu var???


DENİZLERE ASILIDIR HAYAT
Denizlerin kabarması bazen ihtişamlı olur.Yürekler gibi.Bazen dingin bazen fırtına.Hayat sudan ibaret derler.Her bakan görür,yüreğini denizin diplerinde,denizin üstlerinde.Herkes görür denizdeki damlacıkları,yüreğinden kopan damlaları.Herkesin gördüğünü görebilmek değildir ayrıcalık.Ayrı olmaya gerek de yok,ayrıcalıklı olmaya da.Yalnız sen denizlerdeki damlaları değil,damlalardaki denizleri görmeye çalış.O zaman anlamlaşıyor hayat.Hayat o zaman mana buluyor. Hayat hayat oluyor.

ENTROPİ

Sabah
Yorgun,bitik gözlerin açılışı.Üç beş lokma.İstanbul trafiği ve yollara düşüş.
Öğle
Koşturmaca,iş hayatı.Kırılan,yapılan yaralı yürekler.Para,üretim,satış,dolar…
Akşam
Yorgun,bitik gözlerin kapanışı.Üç beş lokma.İstanbul trafiği ve yollara düşüş,eve dönüş.
Gece
Hala hava aydınlık.Bir terslik var.saat 19,20,21,22,23,24….hava kararmıyor.
Ruhlar da,bedenler de bir sıkıntı.Neden gelmedi bugün karanlık?neden hava kararmıyor?Böyle geçen 24 saat.Bir düzensizlik.Kafa yeme belirtileri.

Dünyanın her geçen zaman düzensizliğe doğru gitmesi.Dünyanın kendini yok etme süreci.Düzensizlikler içinde düzen.Termodinamiğin kanunlarından Entropi.Düzensizlikte düzen.Düzen de düzensizlik.
İyi ki gündüz-gece vaktinde gelip gidiyor…

16 Mayıs 2007 Çarşamba

SEÇİM SATHINDA KİM KAZANIR? KİM KAYBEDER?

Seçim sathına girdi ülkem.Hiç çıkmamıştı ki.Bir tarafta onlar,bir tarafta bunlar.Şunlar nerede?Her yerde.Kim kazanır?kim kaybeder?kazanırken kaybetmek,kaybederken kazanmak.
Neyi kazanacaksınız?veya neyi kaybedecekseniz?
Kırmızı koltuk,ceket yakasına iliştirilecek rozetlerin hayaliyle uykuya dalıyor bazıları.Bazılarında ay sonunu getirecek üç beş lokmanın hayali.Garip ülkem...
Riyaseti baştacı etmiş gönüllerde hakikatların perde olduğu,güneşin zor gireceği ya da hiç giremeyeceği benlikler.Sağ,sol,orta.Ortanın sağı,ortanın solu.Sol'un sağı,solun solu.Yok mu bu işin ortası?Yok yok yok!!!
Hayır dilemek düşer bizlere.Allah'tan hayır dilemek.
Ülkeyi başkalarına mı bırakmak?Hayırları duyuyorum,sağdan soldan gelen cılız seslerde.Cılız sesler kabaracak seçim meydanlarında.Sonrasında,aynı senaryoları görüyor gibiyim.Zavallı demokrasi,sen bu hallere düşecek miydin?
Fikirlerin son planda en zayıf halka durumunda tutulup,slogan ve söylemlerle ülkeyi yönetmek,ülke yönetimine talip olmak?Ne diyelim hayırlı olsun.

24 Nisan 2007 Salı

BARIŞIN ÇEŞMESİ

bir yıldız çekelim seninle gökyüzünden
adına güzellik diyelim
silahlarımızı atalım
Tophane’nin meyhanesinden
söz verelim dağa taşa uçan martılara
içelim kana kana barışın çeşmesinden

bir yosun çekelim seninle Haliç’ten
adına dostluk diyelim
kılıçları salalım
Gülhane’nin bahçesinden
söz verelim ona şuna buna
içelim kana kana barışın çeşmesinden

bir insan çekelim seninle Boğaziçi’nden
adına insanlık diyelim
kinlerimizi satalım
İstanbul’un yedi tepesinden
söz verelim sağa sola ortaya
içelim kana kana barışın çeşmesinden

18 Nisan 2007 Çarşamba

YAZMAK AMA NEDEN?

Kalem yazı oldu.Düşünceler,söylemler döküldü kağıda.Kendini anlatabilmekti mesele ,kendini görebilmekti.Ayna kadar gerçekçi değildi kağıt.Kimi zaman renklere bürünür,renkleri seçemezdiniz beyaz kağıtta.Ayna değildi kağıt,kağıtta ayna.
Yine de yazmak gerekiyordu.Her beyine ayna tutmanın imkanı yoktu.Düşünceleri okumaksa henüz mümkün değildi şimdilerde.Ama yazmak gerekiyordu.Kendini ifade edebilmenin başka imkanı da yoktu.Giriş,gelişme,sonuç kalıpları her zaman önemli değildi.Yazandan çok yazılan önemliydi.Böyle söylediler ünlü düşünürler,böyle yazdılar,böyle çizdiler…
Yeryüzünde hiçbir insanın farkında bile olmasa yazmak gerekiyordu.Yazı kimi zaman insandı.İnsanın,medeniyet beşiğinde kendine yer edinişin bir ifadesiydi yazmak.Tabi ki yazmadan önce düşünmek,düşünmeden önce hayal etmek,hayalden öte,hayali de hayal etmek.
Kalıbı yırtarcasına,başka kalıplara girerek yazmak,o kalıpta düşünebilmek,kendi ruhunu benliğini satışa çıkarmadan,ifade edileni kağıtta satabilmek!İnsanlık ve de insanlığını yitirmemiş insanlık adına.
Herkes bir şekilde kendini ifade edebiliyor.Kimileri görsel,kimileri sesli.Kimileri konuşarak,kimileri söyleyerek,kimileri davranış biçimleriyle.
Kendini ifade edebilme;bazen ruhun derinliklerini kağıda dökmekle,bazen hayatın anlamını yalın şekilde ifade edebilmekle,bazen siyaset gözlüğüyle,bazen başka gözlüklerle bakabilmek şeklinde oluyor.
Nereden hangi gözle bakarsanız oradan görürsünüz.Yeter ki durduğunuz yer,baktığınız açı sabit olsun…

Sen ki her dalgayı dalga görürsün!!!

Çocuk ve Su.Hayatı anlamlaştıran sade ve tek iki olgu...Akif Emre HAŞİMOĞLU - Ahmet Esat HAŞİMOĞLU