18 Aralık 2008 Perşembe

ŞİİR ASLINDA İNSANDIR

Şiir,canlı bir ruh bence.Bir kaç cümleye sığdırılmış,sığdırabilinmiş bir dünya.Kafiyeyle ve hece ölçüsüyle bir insan.Nasıl ki iskelet taşır bedeni,hece ölçüsü ve kafiyeyle yazılmış şiirde,ruhun- şiirin iskeleti...

Bir şeyler karalarım eskiden beri şiir adına.Yazdığım şiirlerin çoğu ezberimde değildir.O an ki duygular,düşünceler dökülür kâğıda.Yıllar önce yazdığım 'Hatıralar' adlı şiirimden aşağıdaki kıta nedense hep aklımdadır.Nedenini bilmiyorum.Sadece paylaşmak istedim o kadar.

...
...
durdurun zamanı,geçmesin akrep yelkovanı
verin nâm isteyene nâmı,bana da o anı
atılsın bir köşeye çalışmayan bozuk saat
asılı kalsın,ölümsüz çerçevede hatırat

...
...
İ.H

17 Aralık 2008 Çarşamba

KRİZE BİR DE BU TARAFTAN BAKMAK

Dünya çalkalanıyor.Dünya da var olan Türkiye'de.Türkiye'de var olan bizlerde.
Para intikam alıyor paradan.Emek-üretim öksüz bırakılmanın hırsıyla olanca hıncıyla saldırtıyor parayı paraya...
Ve dünya bedel ödüyor.Hayali,karşılığı tam bulunmayan kendi silüetiyle.
İster kapital,liberal sistemin çöküşü deyin,ister finansal kriz.Adı her ne ise bir felaket.Deprem gibi,sel gibi,fırtına gibi...Allah'ın adaletli gitmeyen sistemlere bir uyarısı bu bence...

"Para kolay kazanılmamalı,kolay kaybedilmemeli" yıllardır kendime düstur edindiğim,patenti bana ait olan cümle.Basit ama bence bir o kadar derin..
Kolay para kazanmayı kim istemez ki!!! ben dahil !!!

"Hiçbir şeye sahip değilseniz hiçbirşey kaybedemezsiniz." der William Shakespeare.Bakıyorumda,kafamızı soktuğumuz bir eve,bir arabaya ,çoluk çocuğa,bir eşe ,bir işe sahip olmak bir şeylere sahip olduğumuzun açık göstergesi.O halde bizde bir şeylerimizi kaybedeceğiz bu krizle...Dağda yaşayan Tarzan olmadığımıza göre.

Bu yüzden üretmeyi çok seviyorum.Üretilen ürünleri de..Tüketmeye gelince,bu başlı başına bir konu.Her şey dengede gizli.Önemli olan bu dengeyi sağlayabilmek.Bu finansal krizde bu dengesizlikten çıkmadı mı ki zaten?

9 Kasım 2008 Pazar

YAZAR YA DA DÜŞÜNÜR OLMAK

Kalemi eline alıp bir şeyler yazan,ya da bilgisayarın başına geçip bir şeyler karalayan yüzlerce insan var Türkiye'de.Siyaset,sanat,spor... adı her neyse bunların adı:Yazar.
Özgür düşünceyi kağıda döken sözde toplumu yönlendiren,topluma ışık tutan insanlar! bunlar...
Şatafatlı,havalı,paralı bir o kadar şöhretli meslek.Adı:Yazarlık...
Üstten alttan,yandan ortadan çaprazdan diğer çapraza topluyorum,çıkarıyorum yazar adına hiçbir şey kalmıyor.Ya bunlar yazar değil ya da ben okur.
Okur olduğuma o kadar eminim ki,o halde sorun karşı tarafta.
Beni aydınlatabilecek,ufkumu genişletecek,bilgimin üstüne bilgi koyabilecek yazılar bekliyorum.Maalesef bu yazıları okurken aydınlığa değil karanlığa sürüklendiğimi hissediyorum.Bir şeyler alacağım derken bir şeyler veriyorum...
Düzeltiyorum bunlar aslında yazar.Herkes gibi.Kaderin cilvesiyle bunu da bir şekilde meslek edinmişler.Saygı duymak lazım...Herhalde sorun DÜŞÜNÜR olmak ta.
Türkiye'de hangi kesimden olursa olsun tanıdığınız BİR DÜŞÜNÜR var mı?
Çok da şey istemiyorum, BİR CEMİL MERİÇ ayarında mesela...











7 Ekim 2008 Salı

BUGÜN KENDİNİZİ DİNLEYİN

Müzik dinlemeyi bırakın bugün.Ya da televizyon seyretmeyi.
İnterneti sökün kablolarından,kabloluysa modeminiz.
Bilmem kaç piksel cep telefonlarınızı da bırakın bugün...
Atın gitsin.Ne var ne yoksa,bırakın öylece...

Doğayı doğayla bırakın...
Yağmuru kendi sesiyle...
Güneşi kendi sessizliğiyle...
Rüzgarı kendi şiddetiyle...
Bırakın öylece...

Her şey haliyle kalsın öylece...

Çoluğunuzu çocuğunuzu,malınızı mülkünüzü,sevdiğinizi sevmediğinizi,ne var ne yok hepsini bırakın kendince,kendisiyle...

SADE AMA SADE DİNLEYİN SESİNİZİ,KALBİNİZİ,KENDİNİZİ...
KALIN ÖYLECE!!!VAR OLUN KENDİ İÇİNİZLE,KENDİ İÇİNİZDEKİ BENLİKLE...
YANIN,TUTUŞUN KAVROLAN,KAVROLMAYA NAMZET YÜREĞİNİZLE...
KALIN KENDİNİZLE...


Kendinle kalabilmektir cesurluk,kendinle olabilmektir pişmanlık,kendinle yaşayabilmektir hayat,kendini bilebilmektir yaşam...

... YAŞIYOR MUSUNUZ?



7 Ağustos 2008 Perşembe

KİMİN ADINA BAKMAK

Nereden,hangi gözle,kimin gözüyle baktığınıza bağlı gerçekleşen olaylar.
Bardağın boş ve dolu olması yetmediği gibi buna bakan gözün ne amaçla baktığı da önemli...Bakdığı açı bir başka yön...

Bir müslüman gözüyle,ya da bir ateist,ya da bir hindu,ya da budist,ya da hristiyan...Ve ona göre yorumlarsınız algıladığınızı...

BAKARSINIZ AMA GÖREMEYEBİLİRSİNİZ,GÖRÜRSÜNÜZ AMA ANLAYAMAZSINIZ,ANLARSINIZ AMA İDRAK EDEMEYEBİLİRSİNİZ.

Her nereden bakarsanız bakın,baktığınız açı sabit olsun.Birgün aynı noktadan aynı açıdan baktığınıza öbür gün farklı bir şey söylemiyorsanız,duruşunuz sağlam demektir.

Dahası ve önemlisi bu bakışı ne adına,ne amaçla baktığınızdır.




29 Temmuz 2008 Salı

KENDİNİ DÜŞMAN BİLMEK

Hipermetropi gözlüğümü çıkararak bugün insanlara farklı bir gözle baktım.Uzaktan,yakından,arkadan,profilden…
Farklı bir şey yakalayabilir miyim? diye.
‘Ben’ lik denilen egonun yerini keşfetmeye çalıştım.Elde midir?yüzde midir? vücudun herhangi bir yerinde midir? diye…
Bulamadım…
Karar verdim ki, ego denilen bu her ne ise gözükmüyor.
Tam bulamıyorum derken,bir de kendime baktım.
Kalbimin derinliklerinde dipdiri ve de canlı,öylece duruyor.Selam verdim,almadı.

-İSMAİL : Sen ego musun?
-EGO:…………
-İSMAİL:Her şeyi bilmesen de bilir mişsin öyle mi?
-EGO:…………
-İSMAİL:Şeytan senden büyük müş
demiştim ki,konuşmayan Ego söze atladı.

-EGO:Hayır ben daha büyük ve daha güçlüyüm.Sade bir farkımız var.Ben terbiye edilebilirim,ama ‘O’ asla…
-İSMAİL:Hayatımdan çekip gitmen mümkün mü?
-EGO:Asla!!!benle yaşamaya mahkumsun,her insanın mahkum olduğu gibi…
-İSMAİL.Peki bana bir tane öğüt versen ne verirsin?
-EGO:Sana tek bir öğüt:BENİ DÜŞMAN BİL!!! Ben ki,sana bütün günahları,kötülükleri yaptıran onları güzel gösterenim.İbret al! Beni düşman bil.Beni düşman bil ki önlemini alabilesin…
-İSMAİL:Sana son bir soru daha…
demiştim ki,bir anda çekti gitti…

‘Düşman bilmek’ düşmanı,düşman bilirsin ama,senin içinde var olan,sana kötü düşünceleri,kötülükleri yaptıran,özde saf ruhu kirletmeye çalışan,dahası bütün olumsuzlukları olumlu gibi gösteren,sende olanı nasıl düşman bileceksin!!!

Dahası herkes de var.Herkesin başına,içine polis dikemeyeceğine göre…
Vicdan polisini harekete geçirmek lazım.24 saat durmaksızın…

26 Temmuz 2008 Cumartesi

SECDE - EĞİLMEK





Teşekkürün son raddesidir secde.Kendinle olmanın,yaratıcıya ram olmanın resmidir...


Somutların arasından sıyrılıp dünyadan soyutlanmadır.Kendini alabilmektir başkalarından.Kendini verebilmektir yaratıcıya...


Poz vermektir kainata.İlahi divanda tab olacak negatifi çekmektir,çekebilmektir bütün çıplaklığıyla...


İnkarı yıkmaktır asaletle,ayakta durabilmektir eğilirken Rab huzurunda...


Ve sıyırıp atmaktır,filtrelere sızmış benlikleri yakıp yok edebilmektir...


Eğilmek değildir sadece,eğdirmektir kendini,ruhunu,benliğini,bedenini...


Hatırlamaktır,unutulmayacak yaradana,unutulan zamanlar için özür dilemektir...


Çekip alabilmektir berrak ruhunu yılanların,çıyanların arasından,verebilmektir gül bahçelerine...

Teşekkürün son raddesidir secde...


Ve her şey secdede iken,ayakta kaldığını sanırsın Ey İnsan!!!
Eğil ve diril!!! Eğil ki ayakta kalasın.Diril ki hayat bulasın...
Ya Rab! dirilmek isteyen bizlerin secdelerini kabul eder misin?






22 Temmuz 2008 Salı

HAYATIN YORGUNLUK PINARLARI

Bugün biraz daha yorgunum,biraz daha bitkin,biraz daha az heyecanlı...
Gün,güneş aynı monotonlukta.Devri alem dönmekte her şey...
Akrebin kıskacında hissetmek ömrü,zehri yaşam bilmek.

İliklerime kadar yorgunum bugün.
Yorgunsuzluğu daha iyi anladım,yorgunlukla...
Hayatı yudumladım,yorgunluğa demir atan ayak parmak uçlarımla.
Nasırlarımı kestim Davudi yüreğimle Golyatın bıçağıyla...

Hayatı içtim,yorgunluk pınarlarının gür akan çeşmelerinde...
Orta yaş!!!orta yaş!!! bizi bu hallere düşürecek miydin?

Sabır ve şükür,aynı nokta.İnkar ve isyan diğer başka nokta.
Sabır;meyvası şükür ağacı ,ya da inkar;tohumu isyan dalları...
Yorgunluk hepsinde var!!! hepsinde yok!!!
Hayatsa hepsinde var...
Biraz dirildim dostlar,biraz kendime geldim.Hayatın yorgunluk pınarlarından içerek...






14 Haziran 2008 Cumartesi

ANLAM VEREMEDİĞİM KONULARDAN SADECE BİRİ...


Vücudundaki nem sayesinde kendi dokularını yenileyebilen,kabuk kırıklarını,çatlaklarını onarabilen bir hayvan Salyangoz.
Aşırı su sahibi.Kışın suyun donmasıyla ölebilecek kadar çok su yüküne sahip bir hayvan...
Her bir hayvanda ayrı bir özellik,hepsinin toplamında insana bahşedilen farklılık.
Ve bunun farkındalığında cilt sektörüne uzanan SALYANGOZ KREMLERİ...
Tedavi maksatlı salyangoz kullanımına evet derken,sırf GÜZELLİK VE MAKYAJLIK UĞRUNA üretilen salyangoz özlü kremlere ne demeli...

Vicdanım el vermiyor...Aynı kürk gibi...Durup dururken böyle işlere oldum olası aklım zaten kesmedi.O kadar çok anlam veremediğim konular var ki?

Ben de neden her konuya anlam vermeye kalkıyorum ki???

....

....




10 Haziran 2008 Salı

LYNCH - ZENCİ VE BUNA BENZER SORUNLAR

"Linç" sözcüğü Lynch adından gelmektedir. Lynch, Virginia eyaletinde yaşayan bir plantasyon sahibi, toprak ağası ve yargıçtı. Lynch, Bağımsızlık Savaşı döneminin karışık ortamından yararlanarak koca bir bölgenin denetimini eline geçirmişti. O, orada yaşayan özellikle zencilere herhangi bir duruşma ya da yasal süreç olmaksızın en vahşi yaptırımları uyguladı.

Birgün bir beyaz bir siyaha otobüs koltuğundan kalkmasını söyledi.Çünkü kanunlar böyle söylüyordu.Bunun üzerine siyah: "Neden kanunlar bu yasağı koydu?" diye sormuş ama, makûl bir cevap alamamıştı.
Bir zencinin beyazlarla aynı koltukta oturamaması, aynı lokantada yemek yiyememesi o dönemin Amerika'sında yaşanan gerçeklerdendi.


Amerika'da zenci düşmanlığı da bir "devlet politikasıydı" Sonraları devlet bu politikasından vazgeçti.Daha doğrusu vazgeçmek zorunda kaldı.Şu an siyahi bir aday,Amerika'nın en tepesine oturmak için uğraş veriyor.Nereden nereye!!!

Konumuzla alakasına gelince,anlayan anladı...
Sahi ülkemizde zenciler!!! mi var?




3 Haziran 2008 Salı

GEL NE OLURSAN OL YİNE GEL!!!



Gel ne olursan ol yine gel,der büyük üstat Mevlana.Gel der de ,aynı geldiğin gibi gitme der!!Hep burası atlanır.
Gel,gel...arkasından tövbeni bozmuş olsan da yine gel,der.Yani giderken tevbe et,pişmanlık duy.Öyle git.Yani adam! olarak git.İnsan olarak git.
Kime mi diyor?
Sana,bana,ona,şuna...
Üstadları anlamak zor iş.Anlayan da adam oluyor zaten.
"Gerçek aşığa aşktan başka her şey haram" der.
Gel de çık işin içinden...
Bakınız Mevlana Celaleddin Rumi aşkı nasıl tarif ediyor.

"Bütün maddi ve manevi sevgi ve bağların hepsi, gerçekte Allah'ı sevmek ve bilmektir.
Gerçek aşığa aşktan başka her şey haramdır.
İnsan birine aşık olduğu zaman ne zilletlere katlanır! Sevgilisine kavuşmak için her şeyini feda eder. Aşık için de Peygamber'in ve Allah'ın aşkı bundan aşağımıdır?
Aşıkla maşuk arasında tam bir teklifsizlik bulunması ne güzel şeydir!
İnsan her zaman göremediği, işitemediği ve düşünemediği bir şeye aşıktır. Mecnun Leyla'nın hayaline aşıktır. Mecazi bir sevginin hayali ona böyle bir tesir yaparsa, gerçek sevgilinin aşığa kuvvet, kudret bağışlamasına hayret etmemek gerekir.
Suret aşkın fer'idir; çünkü aşk olmadan suretin değeri yoktur. Aşk, sureti meydana getirir.
Allah aşkı ve muhabbeti her şeyin içinde vardır."




28 Mayıs 2008 Çarşamba

SATRANÇ VE KİN

"Satrançtan nefret ederim"der Montaigne.Satrancı seven biri olarak ilk bakışta karşı çıktım bu düşünceye.Sonraları hak verdim deneme üstadı Montaigne'ye.

Der ki:Satrançta hep bir kazanan olur.Bir de kaybeden.Kaybeden kinle dolar,bir daha ki sefere daha da bilenerek gelir.Bir gün biri,diğer gün diğeri kin dolar.İnsanı kinle dolduran(bilerek yada bilmeyerek)bu oyun benim hayatımda yer bulamaz der.

Düşündüm de,bence doğru.Konu satranç değil.Tavla,futbol,kişisel müsabakalar...hepsi hepsi için geçerli bu düşünce.
Adı üstünde oyun ve spor.
Yani kardeşlik,yani dostluk...
Sahi siz biliyor musunuz?insanı kinle doldurmayan bir oyun ya da spor müsabakasını...
Taraftarı bile kinle dolduran futbol,adını ilk sıraya yazdırır herhalde.
Yaşasın Galatasaray!!!. En iyi biziz!!!
Kasparov duyuyor musun sesimizi!!!
Bu gelen Türklerin ayak sesleri!!!




9 Mayıs 2008 Cuma

HAKLILIK - HAKSIZLIK

Haklısınızdır.
Kendinizce haklılığınız bir temele oturur.Bu temelin gerekçeleri de vardır.Ancak bir şekilde bu haklılığınızı ifade edecek ortamı bulamazsınız.Aslında buna gerek de yoktur.

Ancak öyle bir noktaya gelirsiniz ki bazen,haklılığınızı ifade edecek durum olmamasına rağmen bir başka olay içersinde bu haklılığınızı dile getirmeye çalışırsınız.Doğru-yanlış kavramı değildir kastedilen.Ya da hak hukuk meselesi...

Sorun;Kendimizden başka kimseleri düşünce dünyalarımıza başkalarını sokmamakta.Ya da başka medeniyete(mesela Avrupa'lı) sahip insanların bizden daha iyi düşündüğünü,fikirlere saygı gösterdiğini söylemekte.Bu düşünce bizi hayrete,hayretse yerini hayranlığa,hayranlıksa teslimiyete götürmekte!!!

Hak,batılın zıddı.Batıl hakkın.Yani doğru yanlışın,yanlış doğrunun.İdrak;aksiyle tersiyle mümkün.İrade;bunu seçebilen kavram.Zeka;mekana ve zamana göre değişken.Akıl bunları idrak edebilmekte.

Karanlık aydınlığa,aydınlık karanlığa,siyah beyaza,beyaz siyaha muhtaç!!!

Haklılık ve haksızlık iç içe gibi gözükse de bazen aslında siyah ve beyaz kadar net.
Aslolan bu netliği idrak edebilecek akıllarda...






24 Nisan 2008 Perşembe

FİKİR ÜRETEBİLME SANATI

Fikir;ona derler ki bir yol açsın,yol ona derler ki bir gerçeğe ulaşsın.Bir yol açmayan fikir fikir değildir.Gündelik,sıradan olayların içersine acaba ne kadar fikir sokuşturabiliyoruz?Bir başka ifadeyle,hayatımız,yaşantımız,iş hayatımız ne kadar sıradan,ya da ne kadar farklı?Farklı fikirler bir anlamını bulabiliyor mu?
Ya da beynimizde oluşturabildiğimiz sözde fikirler!!! ne kadar gerçek fikir.Amiyane tabirle BİZ FİKİR ÜRETEBİLİYOR MUYUZ?
Yoksa fikir üretememe hastalığına sahip miyiz?
Ya da ürettiğini sandığımız fikirler,gerçekte fikir değil mi?
???
???
Hayat anlamı olmayan uzun bir yol.Hayat anlamı olan uzun bir yol.
Düşünmek,üretmek insanoğlunun işi.
Diğer sıradanlıklar insan dışı varlıkların.
Bizi diğer canlılardan ayıran özellik de bu değil mi?
SAKIN SİZİN ADINIZA BİRİLERİ DÜŞÜNMESİN.SİZ SİZ OLARAK DÜŞÜNÜN.YANLIŞ DA OLSA SİZ SİZ KALIN...
Karar sizin.Siz siz olarak düşüneceksiniz,ya da insanoğlu dışı varlıklar gibi olacaksınız.
İnsan olmayı bazen siz de özleyenlerden misiniz???







15 Nisan 2008 Salı

ÖZÜR DİLEME GÜNÜ

Bugün kadınlar günü,anneler günü,babalar günü olmasın!!!Ya da başka bir gün...
Bugün ÖZÜR DİLEME günü olsun demek geçiyor içimden.Hatta sadece bugün değil hergün olsun.
Her gün olunca da önemi azalıyor,o zaman ayda bir özür günü olsun.Tüm hata yapanlar adına,tüm suçlular,tüm suçsuzlar adına...
ÖZÜR DİLEME gününüz kutlu olsun.



8 Nisan 2008 Salı

BARIŞIN ÇEŞMESİ

bir yıldız çekelim seninle gökyüzünden
adına güzellik diyelim
silahlarımızı atalım
Tophane’nin meyhanesinden
söz verelim dağa taşa uçan martılara
içelim kana kana barışın çeşmesinden

bir yosun çekelim seninle Haliç’ten
adına dostluk diyelim
kılıçları salalım
Gülhane’nin bahçesinden
söz verelim ona şuna buna
içelim kana kana barışın çeşmesinden

bir insan çekelim seninle Boğaziçi’nden
adına insanlık diyelim
kinlerimizi satalım
İstanbul’un yedi tepesinden
söz verelim sağa sola ortaya
içelim kana kana barışın çeşmesinden


İsmail HAŞİMOĞLU - 2006

5 Nisan 2008 Cumartesi




18 Mart 2008 Salı

OYNANMAYAN GALATASARAY-FENERBAHÇE MAÇININ DERBİ YORUMU

Aynı havayı soluyan,aynı toprağa basan,aynı ülkeye sahip çıkan bir ülke.Her pahasına bir karış toprağı her nereden,her ne şekilde gelirse gelsin aynı dirençte aynı kararlılıkta yıllardır ülkesini savunan bu ülkenin vatandaşları.Aynı zamanda hiçbir etnik,dini,kültürel kökene dayanmamasına rağmen topsuz,tüfeksiz birbirine düşman olabilmeyi futbol takımı adına,derbi adına becerebilmiş bir ülke.Adı:Türkiye.

Kırmızının sarıyla,sarının lacivertle birlikteliğine,sırf beraber olduğu için ortak renk sarı hariç diğer rengi hayatın içersinden alıp kenara bir çırpıda atabilen insanlar ülkesi…

Sıcak Temmuz sıcağında soğuk pınarda çatlamış karpuzun ya da asılı duran ağaç dalında kirazın kırmızısı,çarşaf gibi serili denizin,güneşin batışına yakın göğün tatlı lacivert rengi hep birileri için,içten içe problem oldu.İnsanlar yavaş yavaş küstü renklere,küsmenin son noktasına kadar.Çıkardı hayatından kırmızı ve laciverti.Attı bir kenara.Bir daha alıp kullanmamak için…

Taksim’den Galatasaray’a çıkması gerekirken,sırf adı Galatasaray olduğu için yolunu uzattı.Bakmadı,gözünü kaçırdı trafik yönlendirme levhasında yazılı Galatasaray işaretine.Mecidiyeköy’de oturmadı hiçbir Cafe’de ya da otobüs durağında.Burası koparılmıştı onun hayatından.Sevmemişti burayı,sevdirilmemişti.Adı sade ama sade Galatasaray olduğu için…

Kadıköy iskelesine yanaşırken vapur’un siren sesi hep mutsuz etmişti.Bir an önce çıkmak istedi hep Kadıköy meydanından işi olsun ya da olmasın.Denizlerde göğe açılan kucak gibi asaletli deniz fenerleri onun için hep korkuluk oldu iç dünyasında.Sevemedi şiirlerde adı Fener geçen bütün kelimeleri.Sevmedi Kadıköy’ü,sevmedi Moda’yı.Adı sade ama sade Fenerbahçe olduğu için…

Fenerbahçe’ye genelde yenilmenin psikolojik ezikliğini yaşarken birileri,birileri de Galatasaray’ın Avrupa başarılarının çok gerilerde kalmasının ezikliğini hissetti,ta yüreğinin derinliklerinde.Her iki takımdan birinin galibiyetinde bu ezikliğin bir nebze giderildiğini düşündü her iki taraftar grubu.Hazmetmeyi bir türlü öğrenemedi.Öğrenmek de istemedi.Öğretmek istemeyenlerde çıkardı lügatten ‘yenilgiyi hazmetme’nin ne demek olduğunu.

Dünyanın sayılı derbilerinden diye sürekli övündü bireleri.Öyle ya bu maçlarda ses çıkmalıydı.Hiç bir şey olmasa bile bir şey olmalıydı.Olmayan bir şey…

Yazdı birileri.Kalem tutmasını bilip bilmemenin önemi de yoktu zaten.Ses getirmekti aslolan.Öyle bir ses getirmeliydi ki,gazete köşelerinde,televizyon haberlerinde ilk sıraya oturabilmeliydi.Oturdu da…Hiç kalkmaya niyeti olmadan.Zerkettiği şırınganın on beş,yirmili yaşlardaki gençleri zehirlediğini bile bile…Yoktu panzehiri bunun,olsa da kullandırılmayacaktı zaten…

Birileri ortayı bulmaya çalışır gibi oldu hep.Oldukça sevildi,taraftar kitlesinin sevgisi daha da arttı.Fenerbahçe,Galatasaray damgası sırtlarında,yüreklerinde olsa bile.Orta yolun ölçüsü,kantarın topuzu belliydi.
Bir düşünün.Rıdvan Dilmen’in Ali Samiyen stadında en azgın taraftar kitlesinin arasında bulunduğunu,ya da aynı şekilde Cüneyt Tanman’ın Şükrü Saraçoğlu stadında en azgın taraftarlar arasında derbi maçını izlediğini.Ne mi olur?Hiç düşünmeden verilecek cevap hiçbir şey.Böyle durumda ‘Kuzuların Sessizliği’,’Kurtların Sessizliği’ne dönüşür.İşte kantarın topuzu.Ölçek belli…


Böyle bir derbide düdük çalma hayaliyle yaşadı birileri.İsmi günler öncesinden konuşulacaktı,yazılacaktı,yorumlanacaktı.Maç bittiğinde olumlu ya da olumsuz yine kendisinden söz edilecekti.Düdüğünü bıraktığı zaman televizyon köşelerinde bir Erman Toroğlu bir Ahmet Çakar olma hayali devam edecekti.Maçları yorumlayacak,sivri konuşacaktı.Yani meşhurluğuna meşhur katacaktı.Bu hedefle düdüğünü çaldı,amatör kümede maç yöneten hakem,bu amaç uğruna hakemlik kursuna devam etti hakemlik hayali olan birileri .Bazı maçlarda kendine küfredileceğini bile bile.Bir derbi yönetebilmenin hayaliyle…

Birileri de başkan oldu bu kulüplere.Yardımcısı,futbol şube sorumlusu,yönetim kurulu….Zaten ünlüydü bunlar.Üne ün katmak.Kim istemez ki? Çıkıp bir demeç vermek gündem.Demeçlere cevap vermek gündem.Bir şey söylemek gündem.Başkanla paralel düşünmek gündem.Başkanın aleyhinde olmak gündem.Her söylenen gündem.Gündem de olmayı kim istemez ki?
Birileri birileri için düşünüyor,yazıyor çiziyor.Birileri de senaryoyu oynuyor.Taraftarlar figüran.Adı figüran ama başrolde.


Sahi bunca patırdıyı,kavgayı gürültüyü çıkaran baş aktör ya da aktörler nerede?

Bu film bitmez.Daha doğrusu bitirilmez.

Hey gidi koca Galatasaray,hey gidi koca Fenerbahçe.Siz bu hallere düşecek kadar aciz miydiniz???

İsmail HAŞİMOĞLU

14 Mart 2008 Cuma

ÇAĞDAŞLAŞMAK VE AVRUPALILAŞMAK

Çağdaşlaşmak,Avrupa dillerinde karşılığı olmayan bir kavram.Bu lafzı Avrupa’da hemen hemen hiç duymazsınız.Ya ülkemizde???

Avrupa’lılaşmaya gelince;her millet kendi kültürünü başka milletlere de kabul ettirmek ister.Sosyal durumundan kültürüne,ekonomisinden hayat şekline kadar.Bir kısmını alıp bir kısmını almamak işin tabiatına aykırı.Yani şeker perhizindeyseniz tatlı yememeniz gerekir.Tatlı yemeyip,pasta yemeniz durumunda perhizin anlamı kalmayacaktır.Bu halimizle Avrupa’nın bizi birliğe alması söz konusu bile değil.Bu nokta da karar bizim.Ya biz,biz kalacağız, ya da biz biz olmaktan çıkacağız.Şu an ki süreç için sadece şu söylenebilir.Karşılıklı menfaatler süreci.Ta ki menfaatler çakışınca ipte kopacak!!! Bunu Türkiye’de biliyor,Avrupa’da.Bendeniz gemiyi başka rotalara çevirme taraftarıyım.

Avrupa’lılaşmayla ilgi Cemil Meriç’in tesbiti bu noktada mükemmeldir.Sözü ona bırakalım.“Avrupalılaşma sözü, modern Avrupa'da kurulan ve Rönesansın, Protestanlığın, sana­yi inkılâbının ürünü olan belli sosyal sis­temlerin nüfuz yolu ile Asya, Amerika, Afri­ka kültür ve medeniyetleri üzerinde yaptığı tesirleri belirtmek için kullanılır.”

RENKLER VE HAYAT

Ağaçların masmavi yaprakları,kırmızı denizin sularına karışmıştı.Turuncu söğüt ağacının dev gövdesi,kahverengi güneş ışınlarına adeta geçit vermiyordu.Ağacın gövdesine yaslı vucudum adeta tabiatın sessizliğini yudumluyordu.

Elimdeki siyah elmayı bıçakla kesmeden ısırarak yemeye karar verdim.Bir kez ısırmıştım ki etrafımda birden onlarca mor arı belirdi.Ya mor arılar tarafından sokulacaktım ya da mor elmayı onlara feda edecektim.Güzelim siyah elmayı,mor arılara feda ettim.

Birden sapsarı gökyüzü yeşil bulutlarca kapandı.Belliydi ki yağmur geliyordu.Yağmurun kahverengi taneleri lacivert çimenlere adeta yeniden hayat veriyordu.
……
……
Her bir renk bir anlam yüklü.Belki de ona o manayı yükleyen bu renkler.
Renk renk olduğu için sevilmiyor.O rengin yüklediği anlam belki de o rengi diğer renklerden ayırıyor.Fark burada.

Mavi güzel.Ancak mavi yaprak,yeşil yaprak kadar güzel değil.Belki de çirkin! Ya da tersi;gök mavi güzel.Her zaman gök maviyi,yeşil gök’e tercih ederim.

Her renk güzel ve anlamlı.O rengin bütünleştiği nesnelerde..Aksi takdirde renk renk değil.Ya da o nesne,o nesne değil...

Hayat renkler cümbüşü.Ama yerli yerinde olunca…

13 Mart 2008 Perşembe

GURBET-GURBETÇİ

Belki bir hırsdır,belki bir hedef,belki de hiçbir şey.Alır sizi götürür uzaklara,uzak diyarlara.Geçim derdi,kader ağını örer,doğup büyüdüğünüz yerden başlayarak ta ki yaşanılan yere kadar.Adı da konulmuştur,bu ağ dokusunu dokuyan baş kahramana.Artık gurbetçi diye anılacaktır o.Yaşadığı yerde ve arada bir tatil aralıklarında döndüğü,doğup büyüdüğü kendi topraklarında.

Önce Almanya,sonraları Avusturya,Fransa ve diğerleri.Önce Avrupa,sonraları Amerika,Asya ve diğerleri….

Gurbet zor,gurbetçi olmak daha da zor.Gurbet;adıyla zorluğun ifadesi,gurbetçi ise bu zorluğu yaşayanın ta kendisi…

Yalnızlık,çokluk ve teklikle alakalı değil.Nice insanlar çokluk içinde yalnızlar.Niceleri de var ki,yalnız gibi gözüküp aslında yalnız değiller.

Gurbet mekanla ilgili gibi gözükse de,aslında gurbet kişinin kalbinde.Nice insan tanıyorum ki,Taksim gibi en mahşeri kalabalıkta bile,gurbeti yaşıyor aslında.Asıl tehlikeli olan bu.Kendi öz yurdunda gurbeti yaşamak,gurbeti solumak…

Dahası ve aslolan gurbet;ruhun cesetten ayrılmaması.Her yaşayan her nerede olursa olsun aslında gurbette.Ruh cesetten ayrılınca,asli vatanımıza dönünce gurbet de bitecek.
O halde neyi dert ediniyoruz ki? hepimiz gurbetteyiz,hepimiz gurbetçiyiz…


4 Mart 2008 Salı

BEN ÇAĞIRMADIM

Bazen siz istemezsiniz,çağırmazsınız.Ama o varacağı yere varır.
Nasıl ki nehirler bir yerden doğar,bir şekilde açık denizlere kavuşur.Hayat ta böyle.Öyleyse sizin elinizde olan nedir?
......
......

Konuyu mısralara bırakalım.

Ben Çağırmadım

yaprağı ben çağırmadım
asılı duran yaprakta uğur böceğini
böcekteki kırmızıyı kırmızının rengini
salına salına düşerken yere
basacaktı bir ayak
ayakları ben çağırmadım

yağmuru ben çağırmadım
savururken saç tellerine ıslak ıslak
yanaklarına karışırken
yağmurla gözyaşın bütünleşirken
göz yaşındaki tuzları ben çağırmadım

güz yorgunluğunu ben çağırmadım
girerken ruhunun derinliklerine
saba makamında musiki de
ağlatırken mağrur beste
güftenin karnına giren
sızlatan notaları ben çağırmadım

ay ışığını ben çağırmadım
geçmişin derinliklerinde
bir hatıra nakşedilirken ötelerde
omzuna dayananı düşlediğinde
sesin sessiz çığlığa döndüğünde
çığlıktaki sesleri ben çağırmadım
İsmail HAŞİMOĞLU - 2006

BİR GÜN GÜNEŞ HİÇ GİTMESE

Saat:19:00 Hava kararmıyor
Saat:20:00 Hava hala aydınlık
Saat:21.00 Güneş ısrarla ayrılmak istemiyor
Saat:24:00 Sokak lambaları yanmıyor,güneş tepede
Saat:03:00 Bir huzursuzluk,güneş kımıldamadan duruyor

Ne oldu karanlıklara?Neden gelmiyor?Neden güneş gitmiyor?
Beyni yırtarcasına sessizlik.Aydınlıktan hiç bu kadar korkulmamıştı.Zihinlerde manasız,bir o kadar anlamsız yorumlar...
Bilim adamları tartışadursun,her birinin yüreklerini bu denli korku hakim olmamıştı.
Ah düzen...Ne oldu sana?
Karanlıkta bir nimet.Güneşin çekip gitmesi,gittiği gibi tekrar gelmesi...
Farkında olmadığımız bir nimet.Yaratıcının lutfettiği nimet...

Entropi...
Sonu delirmek...
Düzensiz gibi gözüken de düzen...Muhteşem düzen...
Dünya düzensizliğe doğru gidiyor...
Sonu mu?
...........


25 Şubat 2008 Pazartesi

İNSAN BEYNİNİN BÜYÜKLÜĞÜ

Her insan düşünür,bazen büyük,bazen küçük,bazen de sıradan.İyi düşünebilmek iyi tahlil edebilmek önemli.Kısır döngüler içinde kaybolmak da mümkün.O zaman çok basit oluyor,basitleşiyor insan.Hatta insanlık vasfının alt sınırına kadar inebiliyor.
"Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur." der Hyman Rickover.
Karar sizin.İsteyen istediği gibi düşünebilir.Sonuçta beyni çıkarıp ölçmenin de imkanı yok.

13 Şubat 2008 Çarşamba

İYİ - KÖTÜ İKİLEMİ

Nasılsın? Evin nasıl?Dersler nasıl gidiyor?Maaşın nasıl?Çalışma arkadaşların?Altında çalışan elemanlar?Üstündeki amirin?Maç nasıl geçti?.....
'iyiyim.'ya da;'kötüyüm.'Ya da arada bir şey; 'eh idare eder'
Neye göre iyi,neye göre kötü.İyilik ve kötülük tamamıyla farklı.
Referans üste göre alındığında iyi olmak çok zor,aynı şekilde referansı alta göre alırsanız kötü olmak zor.
Asgari ücretle geçinen biri için;işi olmayana ,çalışmayana,üç beş lokmayı çöpte arayana göre iyi olmak zorunda.Hatta kendi durumu mükemmel.Zengin bir aileyle mukayese de kendini kötü hissedecek.
Her şeyi alt referansa göre alındığında her şey iyi.İşi olmayan için bile.Bu kişi eli,ayağı sakat birine göre çok iyi durumda.
Yani işin aslı kıymet bilmekte,kanaat getirmekte,şükretmekte...Bunlar olunca kötü olmak mümkün mü?
Avrupa'dan ithal edilen kavramda buna POLYANACILIK diyorlar.Avrupa da bunu çizgi filmden,çizgi film bunu,çizgi filmi tasarlayandan ithal etti.Bu kişi de işte bu düşünceden yani beyninden,kağıda ithal etti.Ben mi? ithalattan ziyade bir şeyler karalayarak ihracata kalkıştım.
Bu kadar ithalatın olduğu yerde ihracat dengesini de iyi korumak lazım!!!!





25 Ocak 2008 Cuma

BIRAKIN MISRALAR KONUŞSUN

Bir mısra;belki bir cümle,belki bir paragraf,belki bir sayfa,belki bir kitap,belki bir ansiklopedi...
Bir mısra bir hayat...
Bir şiir bir belki birkaç hayat...
Mısralar şifre.Hem öyle bir şifre ki Da Vinci'nin ki halt etmiş!!!
Hayat şiirde saklı.Şiir ise hayatın kendisi...

Ansızın Gitmek de Var
havanın puslu
vaktin olmadığı zamanlarda
çıkıp ta geldi bir karanlık vakti
bilinmez bir ses tellerden geçerek
öylesine şair oldum
öylesine darmadağan
öylesine tutkulu

hayalin kanatlı ata binmiş
rüzgarı da arkasına almış
gelecek diye beklerken
karşı taraftan bilmediğim ses
anlattı bilmem ne ağacından
sana yakışan tabutu
İsmail HAŞİMOĞLU

Gidenin Ardından
kan kırmızı güfte yakılan ağıt
zaman dinlemeyecek bestedir bu
oynanıyor gözyaşlarıyla zılgıt
bir canın arkasından feryattır bu
İsmail HAŞİMOĞLU

Cenaze Marşı
ikinci sonat da
bin bir çeşitli hastalık
notalara çivili
yalnızlık mı yalnızlık

tahta beşik sallanırken cadde de
ahı tutar da yüreğim konuşmaz
benimdir belki bendendir bu cenaze
dese de bedenim geçen alaya karışmaz
İsmail HAŞİMOĞLU





23 Ocak 2008 Çarşamba

HANGİSİ DAHA ÖNEMLİ GÖRME Mİ? DUYMA MI?

Görmek;bakılan nesnelere odaklanabilmek.Odaksız bakılırsa yoğunlaşılmazsa,görmeniz mümkün değil.Sadece bakarsınız bu durumda.Bakıpta görememek.Odaklanma,gözün odaklanması değil!!! görülmek isteneni,görmek istemek...
Duymak ise öyle değil.Duyduğunuz sesin sizi yanıltma riski,görmeye göre çok çok daha az...
Görmek önemli ama duymak daha önemli!!!.
Göz yanılabilir,yanlış görebilir.Hatta olmamış bir şeyi görüyor olabilir.Veya olan bir şeyi görmeyebilir.Göz yanılgısı dedikleri de bu.Duymak öyle mi? Daha gerçek,daha az hatasız,daha reel.
Eskiden insanlar,mahkemelerde "ben gördüm" diyenle "ben duydum" diye anlaşmazlığa düşseler,hakim "ben duydum"diyene itibar edermiş.Şimdilerde böyle mi?bilmiyorum.
Duymak ne asil şey.Gözlerin kapatılıp su sesinin dinlenmesi de,bütün vucudu ruhuyla harekete geçirdiğinden olsa gerek...

15 Ocak 2008 Salı

MENFAAT YARDIM İKİLEMİ

Temel terzidir.Dükkanın içersinde bir tartı durmaktadır.Dükkanın içerisine hızla çekici bir bayan girer.Apar topar,kantarın üzerine çıkar.Oflanarak üzerindeki pardesüsünü çıkartır ve Temel'e madeni 1 ytl fırlatır.Bayan sonuçtan memnun kalmayarak,üzerindeki giysisini de çıkartarak bir 1 ytl daha fırlatır.Bu sonuçtan da memnun kalmayan bayan,eteğini çıkartmaya çalışırken,Temel bayana seslenerek;"Pundan sonra ücret yoktir.Pundan sonraki pütün tartımlar müessesemizdendur."der.
Yardım;imkanı yokken yapmaktır.Yardım;sınırları zorlamak,kendini başkasına tercih edebilmektir.Yardım;senin olmadan(veya olarak) başkasının olabilirlik ihtimalini düşünmeden yapabilmektir.Sonuçta yardım;insanın kendi rahatlılığın bozulmama sınırı aşıp bu çizgiyi geçebilmektir.
Aksi durumda yapılan iyilikte kendi rahatlık çizginizde bir değişiklik olmuyorsa(rahatlığınız bozulmuyorsa) bu tür iyiliklerde menfaat kokuyor demektir.Menfaat kokan iyilikte de,iyilik anlamını bulmuyor demektir.

12 Ocak 2008 Cumartesi

VATİKAN VE DEMOKRASİ

Bir ülke düşünün.Yasama,yürütme ve yargının tek bir kişide toplandığı,baştaki insanın sözünün kanun sayıldığı,mutlak monarşiye dayalı bir yönetim.Teokratik bir devlet.Bu devletin nufusu 1000 civarında.Küçük 100 kişilik bir orduya bile sahip.Ve bu devlet şu an dünyayı yönetiyor.
Katolik kiliseden bir yazı aldığınızda Papa ile görüşmeniz bile mümkün.Tabi kilise bunu uygun görürse.
Ancak bayansanız;başınızın kapalı olması,elbisenizin uzun kollu olması ve kapalı giysi giyme zorunluluğunuz var!!! Başı açık olarak papanın sizi kabul etmesi mümkün değil.
Erkek iseniz;koyu renkli sade elbise giymeniz gerekli.
Geçen hafta bir ülkeye ziyarete gidiyoruz diye gittik,iki ülkeyi ziyaret ettik.
Aslında büyük ülke(çizme) küçük ülkeyeye bağlı.
Yani küçük büyüğü,büyük ülkeleri yönetiyor.
Bu küçük ülkeye de aslında ülke denmiyor.Sade ama sade Vatikan kelimesi yeterli...
Demokrasi nerede mi? Kanatimce ortadoğu bölgesinde,Afrika'da ve 3.dünya ülkelerinde kendine bir yer arıyor.




Sen ki her dalgayı dalga görürsün!!!

Çocuk ve Su.Hayatı anlamlaştıran sade ve tek iki olgu...Akif Emre HAŞİMOĞLU - Ahmet Esat HAŞİMOĞLU