18 Mart 2008 Salı

OYNANMAYAN GALATASARAY-FENERBAHÇE MAÇININ DERBİ YORUMU

Aynı havayı soluyan,aynı toprağa basan,aynı ülkeye sahip çıkan bir ülke.Her pahasına bir karış toprağı her nereden,her ne şekilde gelirse gelsin aynı dirençte aynı kararlılıkta yıllardır ülkesini savunan bu ülkenin vatandaşları.Aynı zamanda hiçbir etnik,dini,kültürel kökene dayanmamasına rağmen topsuz,tüfeksiz birbirine düşman olabilmeyi futbol takımı adına,derbi adına becerebilmiş bir ülke.Adı:Türkiye.

Kırmızının sarıyla,sarının lacivertle birlikteliğine,sırf beraber olduğu için ortak renk sarı hariç diğer rengi hayatın içersinden alıp kenara bir çırpıda atabilen insanlar ülkesi…

Sıcak Temmuz sıcağında soğuk pınarda çatlamış karpuzun ya da asılı duran ağaç dalında kirazın kırmızısı,çarşaf gibi serili denizin,güneşin batışına yakın göğün tatlı lacivert rengi hep birileri için,içten içe problem oldu.İnsanlar yavaş yavaş küstü renklere,küsmenin son noktasına kadar.Çıkardı hayatından kırmızı ve laciverti.Attı bir kenara.Bir daha alıp kullanmamak için…

Taksim’den Galatasaray’a çıkması gerekirken,sırf adı Galatasaray olduğu için yolunu uzattı.Bakmadı,gözünü kaçırdı trafik yönlendirme levhasında yazılı Galatasaray işaretine.Mecidiyeköy’de oturmadı hiçbir Cafe’de ya da otobüs durağında.Burası koparılmıştı onun hayatından.Sevmemişti burayı,sevdirilmemişti.Adı sade ama sade Galatasaray olduğu için…

Kadıköy iskelesine yanaşırken vapur’un siren sesi hep mutsuz etmişti.Bir an önce çıkmak istedi hep Kadıköy meydanından işi olsun ya da olmasın.Denizlerde göğe açılan kucak gibi asaletli deniz fenerleri onun için hep korkuluk oldu iç dünyasında.Sevemedi şiirlerde adı Fener geçen bütün kelimeleri.Sevmedi Kadıköy’ü,sevmedi Moda’yı.Adı sade ama sade Fenerbahçe olduğu için…

Fenerbahçe’ye genelde yenilmenin psikolojik ezikliğini yaşarken birileri,birileri de Galatasaray’ın Avrupa başarılarının çok gerilerde kalmasının ezikliğini hissetti,ta yüreğinin derinliklerinde.Her iki takımdan birinin galibiyetinde bu ezikliğin bir nebze giderildiğini düşündü her iki taraftar grubu.Hazmetmeyi bir türlü öğrenemedi.Öğrenmek de istemedi.Öğretmek istemeyenlerde çıkardı lügatten ‘yenilgiyi hazmetme’nin ne demek olduğunu.

Dünyanın sayılı derbilerinden diye sürekli övündü bireleri.Öyle ya bu maçlarda ses çıkmalıydı.Hiç bir şey olmasa bile bir şey olmalıydı.Olmayan bir şey…

Yazdı birileri.Kalem tutmasını bilip bilmemenin önemi de yoktu zaten.Ses getirmekti aslolan.Öyle bir ses getirmeliydi ki,gazete köşelerinde,televizyon haberlerinde ilk sıraya oturabilmeliydi.Oturdu da…Hiç kalkmaya niyeti olmadan.Zerkettiği şırınganın on beş,yirmili yaşlardaki gençleri zehirlediğini bile bile…Yoktu panzehiri bunun,olsa da kullandırılmayacaktı zaten…

Birileri ortayı bulmaya çalışır gibi oldu hep.Oldukça sevildi,taraftar kitlesinin sevgisi daha da arttı.Fenerbahçe,Galatasaray damgası sırtlarında,yüreklerinde olsa bile.Orta yolun ölçüsü,kantarın topuzu belliydi.
Bir düşünün.Rıdvan Dilmen’in Ali Samiyen stadında en azgın taraftar kitlesinin arasında bulunduğunu,ya da aynı şekilde Cüneyt Tanman’ın Şükrü Saraçoğlu stadında en azgın taraftarlar arasında derbi maçını izlediğini.Ne mi olur?Hiç düşünmeden verilecek cevap hiçbir şey.Böyle durumda ‘Kuzuların Sessizliği’,’Kurtların Sessizliği’ne dönüşür.İşte kantarın topuzu.Ölçek belli…


Böyle bir derbide düdük çalma hayaliyle yaşadı birileri.İsmi günler öncesinden konuşulacaktı,yazılacaktı,yorumlanacaktı.Maç bittiğinde olumlu ya da olumsuz yine kendisinden söz edilecekti.Düdüğünü bıraktığı zaman televizyon köşelerinde bir Erman Toroğlu bir Ahmet Çakar olma hayali devam edecekti.Maçları yorumlayacak,sivri konuşacaktı.Yani meşhurluğuna meşhur katacaktı.Bu hedefle düdüğünü çaldı,amatör kümede maç yöneten hakem,bu amaç uğruna hakemlik kursuna devam etti hakemlik hayali olan birileri .Bazı maçlarda kendine küfredileceğini bile bile.Bir derbi yönetebilmenin hayaliyle…

Birileri de başkan oldu bu kulüplere.Yardımcısı,futbol şube sorumlusu,yönetim kurulu….Zaten ünlüydü bunlar.Üne ün katmak.Kim istemez ki? Çıkıp bir demeç vermek gündem.Demeçlere cevap vermek gündem.Bir şey söylemek gündem.Başkanla paralel düşünmek gündem.Başkanın aleyhinde olmak gündem.Her söylenen gündem.Gündem de olmayı kim istemez ki?
Birileri birileri için düşünüyor,yazıyor çiziyor.Birileri de senaryoyu oynuyor.Taraftarlar figüran.Adı figüran ama başrolde.


Sahi bunca patırdıyı,kavgayı gürültüyü çıkaran baş aktör ya da aktörler nerede?

Bu film bitmez.Daha doğrusu bitirilmez.

Hey gidi koca Galatasaray,hey gidi koca Fenerbahçe.Siz bu hallere düşecek kadar aciz miydiniz???

İsmail HAŞİMOĞLU

14 Mart 2008 Cuma

ÇAĞDAŞLAŞMAK VE AVRUPALILAŞMAK

Çağdaşlaşmak,Avrupa dillerinde karşılığı olmayan bir kavram.Bu lafzı Avrupa’da hemen hemen hiç duymazsınız.Ya ülkemizde???

Avrupa’lılaşmaya gelince;her millet kendi kültürünü başka milletlere de kabul ettirmek ister.Sosyal durumundan kültürüne,ekonomisinden hayat şekline kadar.Bir kısmını alıp bir kısmını almamak işin tabiatına aykırı.Yani şeker perhizindeyseniz tatlı yememeniz gerekir.Tatlı yemeyip,pasta yemeniz durumunda perhizin anlamı kalmayacaktır.Bu halimizle Avrupa’nın bizi birliğe alması söz konusu bile değil.Bu nokta da karar bizim.Ya biz,biz kalacağız, ya da biz biz olmaktan çıkacağız.Şu an ki süreç için sadece şu söylenebilir.Karşılıklı menfaatler süreci.Ta ki menfaatler çakışınca ipte kopacak!!! Bunu Türkiye’de biliyor,Avrupa’da.Bendeniz gemiyi başka rotalara çevirme taraftarıyım.

Avrupa’lılaşmayla ilgi Cemil Meriç’in tesbiti bu noktada mükemmeldir.Sözü ona bırakalım.“Avrupalılaşma sözü, modern Avrupa'da kurulan ve Rönesansın, Protestanlığın, sana­yi inkılâbının ürünü olan belli sosyal sis­temlerin nüfuz yolu ile Asya, Amerika, Afri­ka kültür ve medeniyetleri üzerinde yaptığı tesirleri belirtmek için kullanılır.”

RENKLER VE HAYAT

Ağaçların masmavi yaprakları,kırmızı denizin sularına karışmıştı.Turuncu söğüt ağacının dev gövdesi,kahverengi güneş ışınlarına adeta geçit vermiyordu.Ağacın gövdesine yaslı vucudum adeta tabiatın sessizliğini yudumluyordu.

Elimdeki siyah elmayı bıçakla kesmeden ısırarak yemeye karar verdim.Bir kez ısırmıştım ki etrafımda birden onlarca mor arı belirdi.Ya mor arılar tarafından sokulacaktım ya da mor elmayı onlara feda edecektim.Güzelim siyah elmayı,mor arılara feda ettim.

Birden sapsarı gökyüzü yeşil bulutlarca kapandı.Belliydi ki yağmur geliyordu.Yağmurun kahverengi taneleri lacivert çimenlere adeta yeniden hayat veriyordu.
……
……
Her bir renk bir anlam yüklü.Belki de ona o manayı yükleyen bu renkler.
Renk renk olduğu için sevilmiyor.O rengin yüklediği anlam belki de o rengi diğer renklerden ayırıyor.Fark burada.

Mavi güzel.Ancak mavi yaprak,yeşil yaprak kadar güzel değil.Belki de çirkin! Ya da tersi;gök mavi güzel.Her zaman gök maviyi,yeşil gök’e tercih ederim.

Her renk güzel ve anlamlı.O rengin bütünleştiği nesnelerde..Aksi takdirde renk renk değil.Ya da o nesne,o nesne değil...

Hayat renkler cümbüşü.Ama yerli yerinde olunca…

13 Mart 2008 Perşembe

GURBET-GURBETÇİ

Belki bir hırsdır,belki bir hedef,belki de hiçbir şey.Alır sizi götürür uzaklara,uzak diyarlara.Geçim derdi,kader ağını örer,doğup büyüdüğünüz yerden başlayarak ta ki yaşanılan yere kadar.Adı da konulmuştur,bu ağ dokusunu dokuyan baş kahramana.Artık gurbetçi diye anılacaktır o.Yaşadığı yerde ve arada bir tatil aralıklarında döndüğü,doğup büyüdüğü kendi topraklarında.

Önce Almanya,sonraları Avusturya,Fransa ve diğerleri.Önce Avrupa,sonraları Amerika,Asya ve diğerleri….

Gurbet zor,gurbetçi olmak daha da zor.Gurbet;adıyla zorluğun ifadesi,gurbetçi ise bu zorluğu yaşayanın ta kendisi…

Yalnızlık,çokluk ve teklikle alakalı değil.Nice insanlar çokluk içinde yalnızlar.Niceleri de var ki,yalnız gibi gözüküp aslında yalnız değiller.

Gurbet mekanla ilgili gibi gözükse de,aslında gurbet kişinin kalbinde.Nice insan tanıyorum ki,Taksim gibi en mahşeri kalabalıkta bile,gurbeti yaşıyor aslında.Asıl tehlikeli olan bu.Kendi öz yurdunda gurbeti yaşamak,gurbeti solumak…

Dahası ve aslolan gurbet;ruhun cesetten ayrılmaması.Her yaşayan her nerede olursa olsun aslında gurbette.Ruh cesetten ayrılınca,asli vatanımıza dönünce gurbet de bitecek.
O halde neyi dert ediniyoruz ki? hepimiz gurbetteyiz,hepimiz gurbetçiyiz…


4 Mart 2008 Salı

BEN ÇAĞIRMADIM

Bazen siz istemezsiniz,çağırmazsınız.Ama o varacağı yere varır.
Nasıl ki nehirler bir yerden doğar,bir şekilde açık denizlere kavuşur.Hayat ta böyle.Öyleyse sizin elinizde olan nedir?
......
......

Konuyu mısralara bırakalım.

Ben Çağırmadım

yaprağı ben çağırmadım
asılı duran yaprakta uğur böceğini
böcekteki kırmızıyı kırmızının rengini
salına salına düşerken yere
basacaktı bir ayak
ayakları ben çağırmadım

yağmuru ben çağırmadım
savururken saç tellerine ıslak ıslak
yanaklarına karışırken
yağmurla gözyaşın bütünleşirken
göz yaşındaki tuzları ben çağırmadım

güz yorgunluğunu ben çağırmadım
girerken ruhunun derinliklerine
saba makamında musiki de
ağlatırken mağrur beste
güftenin karnına giren
sızlatan notaları ben çağırmadım

ay ışığını ben çağırmadım
geçmişin derinliklerinde
bir hatıra nakşedilirken ötelerde
omzuna dayananı düşlediğinde
sesin sessiz çığlığa döndüğünde
çığlıktaki sesleri ben çağırmadım
İsmail HAŞİMOĞLU - 2006

BİR GÜN GÜNEŞ HİÇ GİTMESE

Saat:19:00 Hava kararmıyor
Saat:20:00 Hava hala aydınlık
Saat:21.00 Güneş ısrarla ayrılmak istemiyor
Saat:24:00 Sokak lambaları yanmıyor,güneş tepede
Saat:03:00 Bir huzursuzluk,güneş kımıldamadan duruyor

Ne oldu karanlıklara?Neden gelmiyor?Neden güneş gitmiyor?
Beyni yırtarcasına sessizlik.Aydınlıktan hiç bu kadar korkulmamıştı.Zihinlerde manasız,bir o kadar anlamsız yorumlar...
Bilim adamları tartışadursun,her birinin yüreklerini bu denli korku hakim olmamıştı.
Ah düzen...Ne oldu sana?
Karanlıkta bir nimet.Güneşin çekip gitmesi,gittiği gibi tekrar gelmesi...
Farkında olmadığımız bir nimet.Yaratıcının lutfettiği nimet...

Entropi...
Sonu delirmek...
Düzensiz gibi gözüken de düzen...Muhteşem düzen...
Dünya düzensizliğe doğru gidiyor...
Sonu mu?
...........



Sen ki her dalgayı dalga görürsün!!!

Çocuk ve Su.Hayatı anlamlaştıran sade ve tek iki olgu...Akif Emre HAŞİMOĞLU - Ahmet Esat HAŞİMOĞLU